Geçtiğimiz günlerde Hatay'da bulunan Titus Tüneli'ni ziyaret etme fırsatım oldu. Tarihi yerleri gezmeyi her zaman sevmişimdir ama bazı mekanlar vardır ki yalnızca geçmişi anlatmaz, insanın kendisiyle ilgili de bir şeyler düşündürür. Titus Tüneli benim için tam olarak böyle bir yer oldu.
Tünelin girişine geldiğimde önümde uzanan karanlık koridor dikkatimi çekti. İçeride hafif bir serinlik vardı. Kayaların arasından süzülen sular ve yankılanan ayak sesleri insana farklı bir dünyanın içine girmiş hissi veriyordu. Yürümeye başladığımda önce çevreye odaklandım. Kayalara, tünelin yapısına, yıllar önce burada çalışan insanları hayal etmeye çalıştım. Ancak biraz ilerledikten sonra fark ettim ki dikkatimin yönü değişmeye başlamıştı. Çevreden çok kendi düşüncelerimi dinliyordum.
Sanırım anksiyete de biraz böyle bir şey.
İnsan çoğu zaman dışarıdan bakıldığında gayet normal görünür. İşine gider, günlük hayatına devam eder, insanlarla konuşur, hatta güler. Ama zihninin içinde bambaşka bir yolculuk yaşanmaktadır. Sürekli tetikte olmak, kötü bir şey olacakmış hissi, bedenindeki en küçük değişikliği bile tehlike olarak yorumlamak ve zihnin durmadan yeni senaryolar üretmesi... Anksiyete yaşayan birçok kişinin anlattığı deneyimler birbirine oldukça benzer.
Tünelin Ortasında Kalmak
Tünelin ortalarına doğru geldiğimde girişteki ışık artık görünmez olmuştu. Çıkış ise hâlâ oldukça uzakta görünüyordu. O an terapi süreçlerinde sıkça karşılaştığım bir durumu düşündüm. İnsanların en çok zorlandığı yer genellikle başlangıç noktası değil, tam da bu ara bölgedir. Sorunun farkına varılmıştır, yardım alınmaya başlanmıştır ama değişim henüz yeterince hissedilmemektedir. Kişi ilerlediğini bilse bile ışık hâlâ uzakta görünür.
Anksiyetenin insanı en çok yoran taraflarından biri de budur. Sürekli gelecekle ilgili konuşur. Sürekli ihtimaller üretir. İlginç olan ise bu ihtimallerin neredeyse tamamının olumsuz olmasıdır. Zihin, gerçekleşme ihtimali oldukça düşük olan senaryoları bile gerçekmiş gibi değerlendirmeye başlar. Bir süre sonra insan korktuğu şeylerden çok, korkularının kendisinden yorulur hale gelir.
Işığa Doğru Değişen Bakış
Yürümeye devam ettikçe tünelin sonundaki ışık büyümeye başladı. Hava değişiyor, dışarıdan gelen sesler daha belirgin hale geliyordu. O sırada dikkatimi çeken şey şuydu: Tünel değişmemişti. Taşlar aynı taşlardı. Yol aynı yoldu. Değişen şey benim bulunduğum noktaydı.
Terapi süreçlerinde de buna sıkça tanık oluruz. İnsanlar bazen bütün hayatlarının değişmesini beklerler. Oysa çoğu zaman değişen şey hayat değil, kişinin hayatı yorumlama biçimidir. Kalp çarpıntısı artık bir felaket habercisi gibi görünmez. Belirsizlik daha katlanılabilir hale gelir. Kaygı tamamen ortadan kalkmasa bile insanın hayatını yönetemez hale gelir.
Tinnitus ve Zihnin Alarmı
Tünelden çıkarken aklıma tinnitus geldi. Tinnitus, kişinin dışarıda bir ses olmamasına rağmen kulaklarında çınlama ya da uğultu duymasıdır. Anksiyete de zaman zaman buna benzer. Ortada gerçek bir tehlike yoktur ama zihin alarm vermeye devam eder. İnsan bu alarmı susturmaya çalıştıkça bazen daha fazla duyar. İyileşme çoğu zaman o sesi tamamen yok etmekten değil, onunla kurulan ilişkiyi değiştirmekten geçer.
Titus Tüneli'nden ayrılırken geriye dönüp son kez baktım. Bir süre önce bana oldukça karanlık görünen yol şimdi farklı görünüyordu. Belki de hayatın birçok alanında yaşadığımız şey budur. İçindeyken sonu gelmeyecek gibi görünen dönemler, geriye dönüp baktığımızda aslında bir geçiş sürecinden ibaret kalır.
Eğer şu sıralar kendi hayatınızın karanlık tünelinde yürüdüğünüzü hissediyorsanız, şunu hatırlamanızı isterim: Çıkışı henüz göremiyor olmanız, çıkışın olmadığı anlamına gelmez. Bazen iyileşme, ışığı görmekten önce yürümeye devam edebilmektir.

