Haftanın Psikoanalizi

Beşiktaş 4–1 Marseille:
Maç Bazen Skorda Değil, Zihinde Dönüyor

Bazı maçlarda skor size her şeyi anlatmaz.

Beşiktaş–Marseille UEFA Avrupa Ligi maçı da biraz öyleydi.

Maç 4–1 bitti. Skora bakınca çok rahat, çok net, hatta tek taraflı bir galibiyet gibi görünüyor. Ancak oyunun içine girdiğimizde meselenin o kadar da basit olmadığını görmek gerekir. Özellikle ilk yarının ikinci bölümünde Beşiktaş’ın zorlandığı, ritmini kaybettiği, rakibin oyuna ortak olduğu zaman aralıkları vardı. Sonra ikinci yarıda başka bir takım çıktı sahaya.

Benim dikkatimi çeken esas nokta da buydu zaten.

Bir takımın psikolojisini sadece iyi oynadığı zaman anlamazsınız. Asıl fikir, işler bozulduğunda, aksadığında takımın ne yaptığı, nasıl tepki verdiğidir.

İlk 15 dakika: yüksek enerji ve baskı

Beşiktaş maça çok yüksek enerjiyle başladı. Öyle ki ilk 15 dakikada tam saha pres, tempo, inanılmaz isteklilik, hız, tribünlerin coşkusunun ritmini sahaya yansıtan bir takım vardı. Oyun tamamen Beşiktaş’ın kontrolüyle ilerlerken beklenen gol de son haftaların parlayan yıldızı İlhan’ın ayağından geldi.

Gol sonrası zihinsel değişim

Yoğun tempo, baskı, hırs ile gelen golle beraber takım bir anda organizasyonda aksamalar yaşamaya başladı. Aslında erken gol bulup öne geçmek sıklıkla takımı rahatlatır. Ancak bazen de tam tersi olabilir. Oyuncunun dikkati “oyunu oynamaktan” çıkıp bir anda istemsizce “skoru korumaya” kayar. Bu çok küçük bir zihinsel değişiklik gibi görünür ama o ufak değişiklik kelebek etkisi ile sahada etkisini çok çok büyük hissettirir.

  • Pas süresi uzar
  • Pozisyon kaçırmalar olabilir
  • Takım geriye yaslanmaya başlar
  • Anlık kararlar gecikebilir
  • Oyuncu daha fazla düşünmeye başlayabilir

İlk yarının 20 ile 45. dakikalar arasındaki bölümünde Beşiktaş’ta biraz bunu gördüm.

Marsilya oyuna nasıl ortak oldu?

Marsilya bu dönemde daha rahat top kullanmaya başladı, daha direkt hücum etti ve oyunun bazı bölümlerinde Beşiktaş’ın bire bir baskısını çözmeyi başardı. Hatta 15-21 dakikalar arasında 3 şut girişimi vardı. Skoru korumaya çalışan zihinsel süreç ile skoru dengelemeye çalışan zihinsel süreç mücadelesine tanıklık ettik. Marsilya hızlı tepki vermek adına kanat oyuncularını merkeze aldı, arka stoperlerini orta sahaya iyice yaklaştırdı, orta saha da mücadeleyi ve kontrolü eline aldı. İlk şutunu 8. dakikada bulan Marsilya takımı bir anda üst üste pozisyonlara girmeye başladı. Aynı anda Beşiktaş’ta taktik bir anda bozulur gibi oldu. Basit, ufak ama arka arkaya gelen hatalar 29. dakikada Marsilya golüne engel olamadı. Önce skoru koruma psikolojisi ile otomatik davranışları bırakıp düşünerek oynayan takım golden sonra ‘acaba’ kaygısını yaşamaya başladı. İşte burada da tecrübeler, bireysel yetenekler, taktiksel dokunuşlar devreye girdi; soyunma odasına beraberlikle gidildi.

Beşiktaş–Marseille UEFA Avrupa Ligi maçından bir mücadele anı
Beşiktaş 4–1 Marseille — takım ruhu, momentum ve mücadele.
Fotoğraf: Beşiktaş JK Resmî Galeri

Devre arası: duygusal reset

Ve bence maçın psikolojik olarak en önemli kırılma anı da burada başladı.

Çünkü bazı takımlar devre arasına sadece skorla değil, ilk yarının kötü duygusuyla da girer. O duygu soyunma odasına taşınır, hareketlere, jest ve mimiklere yansır o duygudurum. Öyle ki 15 dakikalık arada bu durum değişmez ve takım ikinci yarıya da kaldığı bu noktadan çıkar.

Ama Beşiktaş bunu yapmadı.

İkinci yarıya çıktığında ilk yarının son bölümündeki takım yoktu sahada.

Daha net, daha kararlı, daha organize bir yapı vardı. Duygusal reset kavramının çok güzel bir örneğini izletti bize akşam Beşiktaş. Yeniden yapılandırılmış, yeniden düşünce sistemi düzeltilmiş, yeniden dikkat ve konsantrasyonun artışı sağlanmıştı. Burada muhtemelen en büyük payı teknik direktör Italiano’ya yazmak gerekir. Zihinsel düşüşten zihinsel şahlanışa geçişteki en büyük katkı muhtemelen kendisinindir.

Zihinsel resetleme ile olanı olduğu anda bırakıp olandan sonrasına bakmaya çalışıldığında kaçınılmaz bir sonuç gelecekti. Üç dakikada iki gol.

Momentum: üç dakikada değişen psikolojik kontrol

Bu tür anlarda “momentum” denen şeyi sahada çok net görürsünüz.

Takım bir başarılı aksiyon yapar, ardından biraz daha güvenli oynar. Güven arttıkça kararlar hızlanır. Kararlar hızlandıkça oyun akıcılaşır. Sonra yeni bir başarılı aksiyon gelir.

Bir anda takımın tamamı aynı duygunun içine girer.

Rakipte ise tam tersi başlar.

Golü yer, kontrol hissi azalır, biraz daha risk alır, biraz daha açılır. Açıldıkça yeni tehdit verir. Sonra bir gol daha gelir.

İşte bu yüzden 2–1’den hemen sonra gelen 3–1 sadece üçüncü gol değildi.

Maçın psikolojik kontrolünün kırıldığı ve kontrolün tamamen el değiştirdiği andı.

Aidiyet ve takım ruhu

Bu noktadan sonra Beşiktaş artık sadece önde değildi.

Oyunun nasıl oynanacağına karar veren taraftı. J. Olaitan 80. dakikada tüm fiziksel müdahalelere rağmen ayakta kalıp gol pası vermesi esasen aidiyet duygusunu gösterir. Aidiyet denilen aslında takım ruhudur. Duygusal resetleme sonrası yeniden yapılan zihinsel süreçlerin ve duygusal bileşenlerin sentezinin en güzel örneklerinden birisidir Olaitan’ın mücadelesi.

Teknik direktör ve heyetin takımı sadece zemine, taktiğe, pas üçgenlerine çalıştırmadığı aynı zamanda takım ruhu kavramı üzerinden birbirinin açığını kapatmayı, hata sonrası oyuncuyu oyunda tutmayı, gerektiğinde kendi rolünü bırakıp arkadaşının rolünü almasını sağlamayı da çalıştırdığı gözükmektedir. 80. dakikada zihinsel ve fiziksel yorgunluğa rağmen, saniyelerce süren fiziksel müdahale sonrasında bile ayakta kalıp hâlen golü düşünüp gol pası verebilmek bundan dolayı mümkün olmaktadır.

Netlik performansı nasıl değiştirir?

Beşiktaş’ın bir diğer avantajı da her şeyin net ve görünür olmasıydı. Yönetimden oyun taktiğine kadar hiçbir futbolcuda ‘acaba’ sorusunun izini görmedik. Elit sporlarda netlik performans üzerine çok ama çok etkilidir. Oyuncu sıfırdan karar vermek zorunda kalmıyor.

  • Nerede duracağını bilmek
  • Kime yardıma gideceğini bilmek
  • Teknik direktörün tepkisini öngörebilmek
  • Rol netliği
  • Prim ve yönetim süreçlerinin açık olması

Netlikler arttıkça parlaklıklar artar. Bu anlamda da Beşiktaş bu sezonun parlayan takımlarından olacağını bizlere göstermektedir.

Rotasyon değişti, sistem değişmedi

Bu yüzden bazen iyi takım dediğimiz şey, yıldız oyuncuların çokluğundan değil; oyuncunun saha içinde ne yapacağını bilmesinden oluşur.

Rotasyonun aksamaması da bu yüzden önemli.

Yedek oyuncu oyuna girdiğinde yapı bozulmuyorsa, bu takımın bireylerden bağımsız bir oyun dili geliştirmeye başladığını gösterir. Akşam bu durumun örneğini bize gösterdi Beşiktaş. Beş oyuncu değişmiş ancak zemin, taktik, zihin, duygu değişmemişti. Değişen sadece isimlerdi. Geri kalan her şey aynı şekilde devam etmekteydi.

Tribün takımın dışarıdaki sinir sistemi olabilir mi?

Beşiktaş taraftarının bu maçta etkisi çok konuşuldu.

Ben de bu etkinin sadece “motivasyon” olarak tarif edilmesini eksik buluyorum.

Tribün bazen takımın dışarıdaki sinir sistemi gibidir.

Takım düştüğünde yükseltir.

Takım yükseldiğinde coşkuyu büyütür.

Ama tersine, fazla baskı olduğunda oyuncuyu aceleye de itebilir.

Yani etkisi her zaman tek yönlü değildir.

Bu maçta özellikle ikinci yarıda takım ile tribün arasında çok belirgin bir karşılıklı beslenme vardı.

Nihat Kahveci’nin “Takım aldı onları, onlar da takımı aldı” cümlesi bence bunu çok iyi anlatıyor.

Aslında takım psikolojisinin en güzel tarafı burada.

Enerji tek kişide oluşmuyor.

Birinden diğerine geçiyor.

Oyuncudan tribüne, tribünden oyuncuya, teknik ekipten sahaya, sahadan tekrar kulübeye.

Kısa sonuç

Ben bu maçı 4–1’lik bir galibiyetten biraz daha farklı okuyorum.

Beşiktaş’ın esas kazancı dört gol değil.

İlk yarıda bozulan oyunu ikinci yarıda yeniden kurabilmesi.

Bu maçta Beşiktaş biraz bunu yaptı.

İlk yarıda zorlandı.

Ritmini kaybetti.

Rakip oyuna ortak oldu.

Sonra devre arasında kendisini yeniden topladı.

Ve ikinci yarıda sadece skoru değil, oyunun duygusunu da değiştirdi.

Bence maçın asıl hikâyesi buydu.

Güçlü takım, hiç bozulmayan takım değildir.
Bozulduğunda yeniden kendisini kurabilen takımdır.

Uzm. Dr. Özgür Özbebit