Antakya ve hafıza

Taşların Hafızası: Antakya Müze Oteli Üzerine Birkaç Düşünce

Antakya Müze Oteli içinde arkeolojik kalıntılar ve modern mimari

Bazı şehirler yalnızca gezilmez; hissedilir.

Antakya benim için uzun zamandır böyle şehirlerden biri. Tarihi, kültürü, mutfağı, tarımsal üretimi ve insan hikayeleriyle benim için her zaman özel bir yere sahip oldu. Ancak bu kez beni en çok etkileyen ve şaşırtan yerlerden biri Antakya Müze Oteli oldu.

Otele ve haliyle müzeye ilk girdiğinizde bir otelden çok bir zaman koridoruna adım atmış gibi hissediyorsunuz. Modern mimarinin içinde, binlerce yıllık bir geçmiş sessizce yaşamaya devam ediyor. Cam platformların altındaki mozaikler, duvar kalıntıları ve arkeolojik buluntular insana garip bir duygu veriyor.

Bir yandan günümüzün konforlu bir yapısının içindesiniz, diğer yandan ayaklarınızın altında yüzlerce yıl önce yaşamış insanların izleri duruyor. Herhalde dünyada böyle bir örnek çok çok azdır. Ve bunu yeni öğrenmek de herhalde bizlerin eksikliği olsa gerek.

Hafıza ve Şehir

Bizler psikiyatri pratiğinde sık sık hafızadan söz ederiz. İnsan hafızası bazen korur, bazen unutur, bazen de dönüştürür. Ama hafıza bilişimizin en önemli parçasıdır. Fark etmek, farkında olmak, anlamak, anlamlı kılmak hafıza ile gerçekleşir.

Şehirlerin de aynen insanlarda olduğu gibi hafızası olduğunu düşünüyorum. Sokaklarında, caddelerinde, duvarlarında olan bir hafıza bazen dikine seyretmekte, toprağın altında katman katman kendini göstermektedir.

Antakya Müze Oteli'ni gezerken aklıma gelen şey tam olarak buydu: M.Ö. 12.000 yılına kadar farklı katmanları görebiliyorsunuz. Böylece bir şehrin hafızasını sadece yatay değil dikey süreçlerde de görebiliyorsunuz.

Depremden Daha Uzun Bir Hikaye

Depremin ardından Antakya'yı konuşurken çoğu zaman kayıplardan, yıkımdan ve geride kalan acılardan söz ediyoruz. Bunların her biri gerçek ve önemli. Ancak Antakya aynı zamanda çok daha uzun bir hikayenin taşıyıcısı.

Bu topraklar savaşlar, depremler, göçler ve büyük değişimler gördü. Yine de yaşamın izleri katman katman üst üste birikmeye devam etti.

Müze Oteli gezerken insan ister istemez zaman kavramı üzerine de düşünüyor. Günlük hayatın içinde büyük görünen birçok şey, birkaç bin yıllık bir perspektiften bakınca farklı bir yere oturuyor. Bugün bizi yoran meseleler küçülmüyor belki ama zamanın kendi akışı sürecinde anlamları değişiyor.

Bu nedenle kendimizi çok daha büyük bir hikayenin içinde çok küçük bir parça olarak görmeye başlıyoruz.

Taşların Anlattığı Hikayeler

En çok hoşuma giden şeylerden biri de yapının sessizliği oldu. Ziyaretçilerin oluşturduğu bir kalabalık olmasına rağmen insanı yormayan bir atmosferi vardı müzenin. Bazen sadece durup aşağıdaki mozaiklere bakmak bile yeterliydi.

Her taşın, her desenin, her su kanalının, her mozaiğin, her kalıntının ardında bir insan yaşamının bulunduğunu düşünmek çok etkileyiciydi.

Bir psikiyatrist olarak mesleğim bana insanların hikayelerini dinleme fırsatı veriyor. Antakya Müze Oteli'nde gezerken de benzer bir his yaşadım. Sanki taşlar, duvarlar ve mozaikler kendi hikayelerini anlatmaya devam ediyordu. Yeter ki biraz yavaşlayıp dinlemeyi bilelim.

İnsanlar gibi şehirler de yaralanabilir, değişebilir, kayıplar yaşayabilir. Ama hafızalarını koruyabildikleri sürece hikayeleri yaşamaya devam eder.

Tarih biliminin söylediği gibi geçmiş yalnızca geride bıraktığımız bir yer değildir; bugün kim olduğumuzu anlamamıza yardım eden sessiz bir rehberdir.
Tüm Yazılara Dön