Travma ve iyileşme

Görünmez Bir Yükle Yürümek: Travmanın Sessiz Dili

Çatlamış kuru topraktan çıkan tek yeşil fidan

Hayat bazen tek bir ana sığar. Ve o an, takvimler ilerlese de insanın içinde bir yerlerde dönüp durmaya devam eder. Travma dediğimiz şey, genellikle büyük ve gürültülü felaketlerle özdeşleştirilir; oysa çoğunlukla sessizdir. Hayatın ritmini bozan, güvende hissetme ayarlarımızı altüst eden ve bizi kendi içimize yabancılaştıran o görünmez kırılmadır.

Bir travmayı taşımak, sırtında ne zaman yüklendiğini tam olarak hatırlayamadığın ağır bir çuvalla yürümeye benzer. Zamanla o ağırlığa alışırsın, duruşun değişir, adımların yavaşlar ama orada olduğunu hep bilirsin. Üstelik en yorucu kısmı da şudur: Etraftaki herkes hayatına kaldığı yerden, aynı hızla devam ederken senin o görünmez yükle aynı tempoya ayak uydurmaya çalışman.

Geçmişin Bugüne Sızması

Yapay zekâya ya da tıbbi sözlüklere sorsanız size travmanın nörolojik tanımlarını, savunma mekanizmalarını sıralar. Ama insanı anlamak rakamlarla ya da tanımlarla olmaz. Travmanın gerçek hayattaki karşılığı; durup dururken gelen o göğüs sıkışması, çok tanıdık bir kokuda aniden donup kalmak ya da çok sıradan bir kalabalığın ortasında aniden beliren o “buraya ait değilim” hissidir.

Bedenimiz, zihnimizin unuttuğunu sandığı her şeyi hatırlar. Travma, geçmişin bugünün içine sızmasıdır. Yıllar önce kapanmış bir defterin, sıradan bir Salı günü öğleden sonra aniden önünüze açılmasıdır. Ve o an kendinize şu soruyu sorarken bulursunuz: “Neden hâlâ buradayım?”

Kendine Şefkat Göstermek

Bu süreçte en büyük haksızlığı kendimize yaparız. “Çok zaman geçti, artık güçlü olmalıyım” ya da “Bunu çoktan aşmış olmalıydım” gibi cümleler, yaranın üzerine tuz basmaktan başka bir işe yaramaz. İyileşmek, doğrusal bir çizgi değildir. Bazı günler üç adım öne gidersiniz, bazı günler tek bir tetikleyiciyle beş adım geriye düşersiniz. Bu bir başarısızlık değil; insan olmanın, kırılabilir olmanın ta kendisidir.

Eğer içindeki o kırık dökük alanla ne yapacağını bilemiyorsan, bil ki yalnız değilsin. Kendine verebileceğin en büyük hediye, iyileşmek için acele etmemektir.

Kırılan Yerden Yeniden Başlamak

Travmayı hayatımızdan tamamen silip atmak, sanki hiç yaşanmamış gibi davranmak gerçekçi değil. Yaşananlar yaşandı ve bizi bugünkü insan haline getirdi. Ancak amaç, o acıyı yok etmek değil; acının hayatımızdaki kapladığı alanı değiştirebilmektir. O devasa gölgenin altından çıkıp, acıyı hayat hikayemizin sadece bir parçası — ama bizi tanımlayan tek şey değil — haline getirmektir.

Japonların Kintsugi sanatını bilirsiniz; kırılan seramikleri altınla yapıştırıp eskisinden daha değerli ve karakterli hale getirirler. Travma sonrası iyileşme de biraz böyledir. Kırıldığımız yerleri saklamak ya da onlardan utanmak zorunda değiliz. O çatlaklar, her şeye rağmen nasıl ayakta kaldığınızın, nasıl direndiğinizin sessiz ve asil şahitleridir.

Bugün kendine biraz daha yumuşak davran. Çünkü taşıdığın yük ne kadar ağır olursa olsun, yolda olmanın kendisi bile başlı başına bir güç hikayesidir.

Tüm Yazılara DönRandevu Al