Freud'un hayatında hiç künefe yiyip yemediğini bilmiyorum. Muhtemelen hayatının büyük kısmını geçirdiği Viyana sokaklarında dolaşırken aklına da gelmemiştir. Ancak yolu bir gün Hatay'a düşseydi, sanırım künefeyi sadece bir tatlı olarak görmezdi. Büyük ihtimalle onun içindeki dengeyi, uyumu ve farklı parçaların bir arada oluşturduğu bütünü fark ederdi.
Çünkü künefe aslında insan ruhuna şaşırtıcı derecede benzeyen bir yapıya sahiptir.
2026 yılı itibarıyla dünyanın en iyi tatlısı seçilmiş olan künefeyi oluşturan üç temel unsur vardır: iki taraflı çıtır kadayıf, ortada eriyen peynir ve her şeyi kapsayan şerbet. Bunlardan herhangi biri eksik olduğunda ortaya bildiğimiz anlamda bir künefe çıkmaz. Her malzeme kendi özelliğini korur ama aynı zamanda diğerleriyle uyum içinde çalışır. Aksi takdirde kullanılan tüm malzemeler bir gıda yığını haline gelir.
Psikiyatride de benzer bir durumdan söz ederiz.
Kadayıf, Peynir ve Ruhsal Denge
Sigmund Freud'un geliştirdiği yapısal kişilik kuramında insan zihni üç temel bölümden oluşur: id, ego ve süperego. İd; dürtülerimizi, arzularımızı ve isteklerimizi temsil eder. Hemen isteyen, sabretmek istemeyen, hazza yönelen tarafımızdır. Süperego ise kuralları, değerleri, vicdanı ve toplumsal normları temsil eder. Ne yapmamız gerektiğini söyler. Ego ise bu iki yapı arasında denge kurmaya çalışan tarafımızdır. Bir anlamda iç dünyamızın arabulucusudur.
Yani aslında bir yanımız arzularımızdır, diğer yanımız kurallarımızdır. Bir yanımız ise bu ikisini uzlaştırmaya çalışan tarafımızdır. Arzular tek başına kalırsa insan savrulur. Kurallar tek başına kalırsa insan katılaşır. Ama ikisi konuşabildiğinde, birbirini duyabildiğinde ortaya ruhsal denge çıkar.
İyi bir künefenin sırrı da burada değil midir zaten? Ruhsal denge hali çoğu zaman bu üç yapının birbirini tamamen bastırmamasına, bir denge içinde çalışabilmesine bağlıdır.
Hatay: Bir Arada Yaşamanın Psikolojisi
İnsan psikolojisini düşündüğümüzde bu durumun sadece bireyler için değil, toplumlar için de geçerli olduğunu görürüz.
Bu noktada Hatay aslında ruhsal aparatımızın beden bulmuş hali gibidir. Tarih boyunca farklı kültürlerin, farklı milletlerin ve farklı inançların bir arada yaşadığı özel bir coğrafya olmuştur Hatay. Müslümanların, Hristiyanların, Yahudilerin; Arapların, Türklerin, Ermenilerin ve Süryanilerin yüzyıllar boyunca aynı şehirde hayat kurabilmiş olması tesadüf değildir.
Elbette farklılıkların olduğu yerde zaman zaman anlaşmazlıklar da yaşanır. Ancak toplumsal huzur, herkesin aynı düşünmesinden değil, farklılıkların bir arada yaşayabilmesinden doğar.
Aslında bu durum künefenin yapısına oldukça benzer.
Kadayıf peynir olmaya çalışmaz. Peynir şerbet olmaya çalışmaz. Şerbet diğer malzemeleri ortadan kaldırmaz. Her biri kendi özelliğini korurken ortak bir bütünün parçası olur.
Aile, Toplum ve Farklılıkları Taşıyabilmek
Sağlıklı ailelerde de benzer bir durum görürüz. Aile bireyleri birbirlerinin kopyası değildir. Herkesin farklı ihtiyaçları, farklı düşünceleri ve farklı kişilik özellikleri vardır. Sorun farklı olmak değil, farklılıkları yönetememektir.
Toplumlar için de durum aynıdır. Bugün dünyanın birçok yerinde yaşanan çatışmaların temelinde çoğu zaman farklılıkların varlığı değil, farklılıklarla birlikte yaşama becerisinin zayıflaması bulunur.
Hatay'ın bize öğrettiği önemli şeylerden biri ise tam olarak budur: Farklılıklar bir tehdit olmak zorunda değildir. Doğru bir denge kurulduğunda zenginliğe dönüşebilir.
Bir Tatlıdan Fazlası
Belki bu yüzden künefe sadece bir tatlı değildir. Bir kültürün, bir şehrin ve hatta insan psikolojisinin küçük bir sembolü gibidir.
Freud gerçekten Hatay'a gelseydi künefeyi sever miydi bilmiyorum. Ama insan ruhunu anlamaya çalışan biri olarak, künefenin anlattığı hikâyeyi kesinlikle ilgi çekici bulacağını düşünüyorum.
Çünkü bazen psikolojiyi anlamak için kalın kitaplara değil, doğru sofraya oturmak yeterlidir. Yanında ufak bir bardak süt ile beraber...

